İsrail makamları, Doğu Kudüs'te yerleşim alanlarını birbirinden ayıracak olan "Nesic el-Hayat" isimli yol projesinin inşasına başlamayı planladıklarını duyurdu. Kudüs Valiliği tarafından yapılan açıklamaya göre, bu proje, 9 Ocak 2026 tarihi itibarıyla fiilen hayata geçirilecek. Yol inşaatı, İsrail'in işgal altındaki bölgelerdeki yerleşim politikalarının bir parçası olarak değerlendiriliyor ve bu durum, Filistinlilerin hakları açısından ciddi endişelere yol açıyor. Özellikle son dönemde artan bu tür projeler, bölgedeki gerginliği daha da artırma potansiyeline sahip.

Projenin detayları, uluslararası hukuk açısından tartışmalı bir alan olan Doğu Kudüs'ün geleceği üzerinde önemli etkiler yaratacak. Açıklamada, projenin "E1" bölgesinin ilhakına yönelik somut bir adım olarak görüldüğü vurgulandı. Bu yol aracılığıyla, yasa dışı "Maale Adumim" yerleşim biriminin Kudüs ile kesintisiz bir şekilde bağlanması ve Batı Şeria'nın fiilen ikiye bölünmesi hedefleniyor. Yolun üst kısmı sadece İsrailli yerleşimcilere tahsis edilirken, Filistinlilerin ana arterlerden biri olan 1 numaralı yolu kullanmalarının yasaklanacağı ifade edildi. Bu durumu daha da karmaşık hale getiren bir diğer unsur ise, Filistinlilerin Zaim Kontrol Noktası yakınlarında yer altından geçecek bir tünele yönlendirileceği bilgisidir. Bu tür uygulamalar, Filistinlilerin günlük yaşamlarını, ulaşımını ve ekonomik faaliyetlerini büyük ölçüde kısıtlayacak.

Projenin öngörülen etkileri ise oldukça olumsuz. Kudüs Valiliği, bu yol inşaatının "felaket boyutunda" sonuçlar doğuracağı ve ulaşımda bir "apartheid" düzeni oluşturacağını savunuyor. Apartheid kavramı, Güney Afrika'daki ayrımcı politikaların bir yansıması olarak, sosyal ve siyasi bağlamda ciddi tepkilere yol açmış bir terimdir. Proje çerçevesinde, Cebel el-Baba ve Vadi el-Cemel gibi yerleşimlerin izole edilmesi planlanıyor. Son dönemde, bu bölgelerde yaklaşık 43 yapı için yıkım bildirimi verildiği ve birçok tesisin tehlike altında olduğu da kaydedildi. Yerleşimlerin yıkılması, Filistinlilerin yaşadığı alanlarda ciddi bir demografik değişim yaratabilir ve bu durum, Filistinli toplulukların varlığını tehdit eder hale gelebilir.

İsrail, bu projeyi finanse etmek için Filistin'e ait alıkonulan vergi gelirlerini kullanmayı planlıyor. Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, projenin toplam maliyetinin yaklaşık 98 milyon dolar olduğunu ve bu maliyetin Filistin yönetiminin alıkonulan vergi gelirlerinden karşılanacağını açıkladı. Bu durum, Filistin yönetiminin kamu çalışanları ve özel sektörle olan yükümlülüklerini yerine getirmesini daha da zorlaştıracak. Ayrıca, Filistin yönetimi, ekonomisini sürdürebilmek için dış yardımlara bağımlı hale gelirken, bu tür projelerle birlikte ekonomik kaynakların daha da kısıtlanması, halkın yaşam standartlarını olumsuz etkileyecek.

Yıllardır, uluslararası toplumun tepkisini çeken "E1" planı, Filistin aleyhine genişleme politikalarını pekiştiriyor. Bu plan, Filistin topraklarının daha da kısıtlanmasına yol açacak ve bu durum, bölgedeki barış sürecini olumsuz etkileyecek. Filistinli yetkililer, uluslararası topluma acil müdahalede bulunma çağrısında bulunarak, bu tür uygulamaların "etnik temizlik" ve "aşamalı ilhak" politikalarının bir parçası olduğunu vurguladı. Filistinlilerin hakları, uluslararası hukuk çerçevesinde korunması gereken bir konu olarak öne çıkıyor. Bu bağlamda, Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kuruluşların konuya duyarsız kalmamaları gerektiği belirtiliyor.

Dünya genelinde benzer örnekler, yerleşim politikalarının nasıl sosyal ve siyasi çatışmalara yol açtığını gösteriyor. Örneğin, Güney Afrika'daki apartheid döneminde uygulanan benzer politikalar, uluslararası toplumun tepkisini çekmiş ve büyük bir insani krize neden olmuştu. Bu tür ayrımcı uygulamaların tekrarı, Filistin'deki durumu daha da karmaşık hale getiriyor. Ayrıca, uluslararası toplumun bu duruma karşı nasıl bir tepki vereceği, Filistin ve İsrail arasındaki barış sürecinin geleceği açısından kritik bir öneme sahip.

Sonuç olarak, İsrail'in Doğu Kudüs'teki yerleşimleri ayıracak yol inşaatı, bölgedeki huzursuzluk ve çatışma ortamını derinleştirecek bir adım olarak değerlendiriliyor. Filistinlilerin haklarını koruma çabaları, bu tür uygulamalara karşı daha güçlü bir yanıt gerektiriyor ve bu durum, bölgedeki barışın sağlanması için hayati önem taşıyor. Uluslararası toplumun bu durumu dikkatle izlemesi ve gerekli adımları atması, uzun vadede barışın sağlanması adına kritik bir rol oynayacaktır. Bu bağlamda, bölgedeki tüm aktörlerin, kalıcı bir barış için adım atması gerektiği aşikardır.

Bu analiz, aşağıdaki kaynaklardan derlenen bilgiler ışığında hazırlanmıştır:

  • TRT Haber