Lübnan'ın güneyindeki Bint Cubeyl ilçesinde 7 Ocak 2026 tarihinde İsrail, ateşkesi ihlal ederek çeşitli saldırılar gerçekleştirdi. Lübnan resmi haber ajansı NNA'nın bildirdiğine göre, İsrail'e ait bir insansız hava aracı (İHA), Ayta eş-Şaab beldesindeki Ebu Lebban Mahallesi çevresinde bir buldozer hedef aldı. Bu saldırının yanı sıra, İsrail ordusuna ait bir birlik, Hayyam kentinin batısındaki Bab es-Seniyye bölgesinde 3 katlı bir binayı havaya uçurdu. Bu tür saldırılar, bölgedeki gerilim ortamını daha da tırmandırmakta ve uluslararası toplumun dikkatini çekmektedir.

İsrail savaş uçaklarının, güney Lübnan'daki birçok köy üzerinde alçak ve orta irtifada uçuşlar yaptığı belirtiliyor. Zahrani ve Sayda bölgeleri boyunca hareketlilik gözlemlenirken, Nebatiye semalarında ise İHA uçuşlarının yoğunlaştığı ifade ediliyor. Nebatiye ve İklim et-Tuffah bölgeleri üzerinde orta irtifada uçan İsrail uçakları tarafından ses bombaları atıldığı ve bir İHA'nın Beyrut ile kentin güneyindeki dış mahalleler üzerinde alçak irtifada uçtuğu kaydedildi. Bu durum, bölgedeki sivil halk arasında büyük bir korku ve panik yaratırken, aynı zamanda yerel güvenlik güçlerinin de alarm durumuna geçmesine neden oldu.

İsrail'in son saldırıları, Lübnan hükümeti ve ordusunun, Hizbullah’ın silahlarını tasfiye etme taahhütlerini yerine getirmemesi durumunda, geniş çaplı bir saldırı planladığına dair haberlerin ortaya çıkmasının ardından gerçekleşti. Uzmanlar, bu tür saldırıların bölgedeki gerginliği artırabileceği konusunda uyarıyor. Ayrıca, Lübnan’la ilgili olarak yapılan değerlendirmelerde, Hizbullah’ın bölgedeki gücünün, İsrail’in stratejik planlarını etkileyebileceği ve bu durumun iki ülke arasındaki çatışma dinamiklerini değiştirebileceği ifade ediliyor.

İsrail ve Lübnan arasındaki gerginlik, yıllardır devam eden bir sorunun yansıması. 2006 yılında yaşanan savaş sonrasında, iki ülke arasında imzalanan ateşkes anlaşmaları zaman zaman ihlal ediliyor. Gözlemciler, bu tür ihlallerin, bölgede kalıcı bir barış sağlanması için büyük bir engel oluşturduğunu belirtiyor. Ayrıca, Lübnan'daki iç siyasi durumun karmaşık yapısı, bu tür saldırıların sebeplerinden biri olarak öne çıkıyor. Lübnan'da farklı siyasi grupların ve mezheplerin varlığı, ülkedeki istikrarsızlığın temel sebeplerinden biri olarak gösteriliyor. Hizbullah, İran’ın desteklediği bir grup olarak, bu karmaşık yapının önemli bir parçasını oluşturuyor ve İsrail ile olan çatışmaların merkezinde yer alıyor.

Bu son gelişmelerin toplumsal etkileri de dikkate değer. Lübnan'daki halk, yıllardır süren çatışmalar ve ekonomik krizle boğuşurken, yeni bir askeri çatışma riski, halk üzerinde ek bir baskı oluşturuyor. Ülkenin ekonomik durumu, yüksek enflasyon, artan gıda fiyatları ve işsizlik oranları ile birleşince, halkın yaşam koşulları daha da zor hale geliyor. Birçok Lübnanlı, bu tür saldırıların ve gerginliğin, mevcut ekonomik krizi derinleştirerek, toplumun daha fazla yoksullaşmasına yol açabileceğinden korkuyor.

Dünya genelinde benzer durumlar, farklı coğrafyalarda da yaşanmakta. Örneğin, Suriye iç savaşında da benzer şekilde, uluslararası güçlerin müdahale ettiği ve ateşkeslerin sıklıkla ihlal edildiği olaylar gözlemleniyor. Bu bağlamda, Lübnan'daki durum, uluslararası toplum açısından bir başka kriz noktası olarak öne çıkmakta. Birçok ülke, bu çatışmanın daha geniş bir bölgesel sorun haline gelmesinden endişe duyuyor. Özellikle, ABD, Rusya ve Avrupa Birliği gibi uluslararası aktörlerin, bölgedeki olaylara müdahil olması bekleniyor.

Gelecekte, bu tür saldırıların devam edip etmeyeceği ve bölgedeki istikrarın nasıl şekilleneceği belirsizliğini koruyor. Uzmanlar, diplomatik yollarla kalıcı bir çözüm bulunmadığı takdirde, gerginliğin artmaya devam edeceğine dair endişeleri dile getiriyor. Böylece, hem Lübnan hem de çevresindeki ülkeler için yeni bir çatışma ortamının doğması olasılığı yükseliyor. Özellikle, İran’ın bölgedeki etkisi ve Hizbullah’ın gücü, bu çatışmaların dinamiklerinde belirleyici bir rol oynamaya devam edecek.

Bölgedeki tansiyonun düşmesi için uluslararası toplumun daha aktif bir rol üstlenmesi gerektiği ifade ediliyor. Diplomatik müzakerelerin yeniden başlatılması, ateşkesin güçlendirilmesi ve insani yardımların artırılması gibi adımlar, barışın sağlanmasında önemli birer unsur olarak görülüyor. Ancak, bu tür adımların atılması için tarafların karşılıklı olarak anlayış ve uzlaşı göstermesi gerekmekte. Aksi takdirde, bölgedeki savaş ve çatışmalar, hem yerel halk hem de uluslararası toplum için ciddi sonuçlar doğurmaya devam edecektir.

Bu analiz, aşağıdaki kaynaklardan derlenen bilgiler ışığında hazırlanmıştır:

  • TRT Haber