Ankara'nın eski Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, şehirde yaşanan su sıkıntısının sorumlusunu mevcut başkan Mansur Yavaş ve ekibi olarak gösterdi. Gökçek, 10 Ocak 2026 tarihinde yaptığı açıklamada, "Şimdi bağladıkları hattı 6 ay önce bağlasalardı, Ankara susuz kalmazdı" ifadelerini kullandı. Bu sözlerin ardından Yavaş'ın suç duyurusunda bulunacağını belirttiği olayda, Gökçek, "Onların suç duyurusunu merakla bekliyorum. Suç duyurusu mahkemeye intikal ederse gerçekler ortaya çıkar ki bal kaymak olur" dedi. Gökçek'in bu açıklamaları, hem siyasi bir tartışma başlatmakta hem de Ankara'daki su krizinin derinliklerine inme fırsatı sunmaktadır.

Gökçek, son yedi yılda Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin su konusunda herhangi bir yatırım yapmadığını iddia etti. Kendisinin döneminde de su sıkıntısı yaşandığını belirten Gökçek, bu durumu aşabilmek için Kesikköprü Barajı gibi projelerin hayata geçirildiğini vurguladı. "Eğer o yatırımları yapmasaydım, bugün Ankara susuz kalmış olacaktı" diyen Gökçek, Yavaş'ın önceki eleştirilerine de atıfta bulundu. Bu bağlamda, Gökçek'in eleştirileri, Ankara'nın su altyapısının ne denli geliştiği ve hangi noktaların eksik kaldığı üzerine bir tartışma başlattı.

Öte yandan, Gökçek, mevcut yönetimin çapsız ve beceriksiz olduğunu ifade ederek, "Yönetici bahane uyduramaz. Yönetici çözüm bulmalı. Bunu beceremiyorsan gitmen gerekir" şeklinde konuştu. Yavaş'ın, halkı pahalı su ile buluşturduğunu iddia eden Gökçek, "Türkiye'de bu fiyatlara nerede su satılıyor? Benim dönemimin iki katı pahalılıkta" dedi. Gökçek'in bu eleştirileri, sadece mevcut yönetimi hedef almakla kalmayıp, aynı zamanda Ankara'nın su fiyatları üzerindeki artışın nedenleri üzerine de dikkat çekiyor.

Eski başkan, su sıkıntısının çözümü için öncelikli olarak Ölü Ağaç'taki suyun Ankara'ya verilmesi gerektiğini belirtti. Ayrıca, Kesikköprü'den gelen su miktarının artırılması gerektiğine dikkat çekerek, "Ankara'nın günlük ihtiyacı 1.300.000 metreküp. Eğer bu miktar her gün arıtma tesislerinden çıkarsa su kesintileri biter" şeklinde konuştu. Gökçek, bu tür projelerin yapılması için gerekli adımların atılması gerektiğini vurguladı. Bu noktada, Ankara'nın su ihtiyacının karşılanması için atılacak adımların, sadece yönetim değişikliği ile değil, aynı zamanda kamuoyunun da bu konuda bilinçlendirilmesi ile mümkün olabileceği öne sürülüyor.

Uzmanlar, bu tür tartışmaların yerel yönetimlerin başarısını sorgulamakla kalmayıp, aynı zamanda halkın suya erişiminde sorunlar doğurabileceğini belirtiyor. Ankara'da yaşanan su krizinin, yerel yönetimlerin su altyapısına yönelik yatırımlarını ne denli etkilediği de tartışma konusu. Gökçek'in eleştirileri, mevcut yönetim için bir sınav niteliği taşırken, kamuoyunun da bu konuda ne düşündüğü merak ediliyor. Halkın, su kesintileri ve artan su fiyatları karşısında nasıl bir tepki vereceği, siyasi arenada önemli bir belirleyici faktör olabilir.

Dünya genelinde su krizleri yaşayan şehirler, Ankara'nın durumunu daha görünür hale getiriyor. Uluslararası düzeyde, su yönetimi ve altyapı yatırımları konusundaki kötü yönetimler benzeri sorunları beraberinde getiriyor. Örneğin, bazı Avrupa şehirlerinde de benzer krizler yaşanmakta olup, bu durumun etkisi halkın yaşam kalitesine doğrudan yansımakta. Su kaynaklarının azalması ve iklim değişikliği gibi etkenler, şehirlerin su yönetimi politikalarını gözden geçirmesine yol açıyor. Bu bağlamda, Ankara'nın durumu, daha geniş bir perspektiften değerlendirilmesi gereken bir sorun haline geliyor.

Gökçek'in açıklamaları, sadece bir siyasi tartışmanın parçası olmanın ötesinde, su yönetimi konusundaki acil ihtiyaçları da gözler önüne seriyor. Su yönetiminde yaşanan sorunlar, toplumun farklı kesimlerini etkileyebilirken, bu durumun çözümü için ortak bir anlayış ve iş birliği gerekmektedir. Ankara'daki su sorunu, hem geçmişten gelen bir miras hem de mevcut yönetimin öncelikleriyle şekillenen bir durum olarak karşımıza çıkıyor.

Sonuç olarak, Melih Gökçek'in Ankara'daki su sorununa dair yaptığı açıklamalar, siyasi bir tartışmanın ötesinde, şehirdeki su yönetiminin geleceği açısından önemli bir dönüm noktası olabilir. Gelecek dönemde bu konuda atılacak adımlar, hem yerel yönetimler hem de halk için belirleyici olacak. Gökçek'in çağrısı, geçmiş tecrübelerin ışığında, sadece bir eleştiri değil, aynı zamanda çözüm önerileri sunma çabası olarak da değerlendirilebilir. Ankara'nın su krizinin çözümü, sadece siyasi bir mesele değil, aynı zamanda toplumsal bir sorumluluk olarak da algılanmalıdır. Bu bağlamda, su kaynaklarının korunması ve yönetimi, sadece yerel yönetimlerin değil, tüm toplumun üzerine düşen bir görevdir.

Bu analiz, aşağıdaki kaynaklardan derlenen bilgiler ışığında hazırlanmıştır:

  • Hürriyet