Gazze'deki hükümet, 1 Ocak 2026 tarihinde yayımladığı açıklamada, yeni yılın getirdiği umutları dile getirerek, acil önceliklerin İsrail saldırılarının sona erdirilmesi ve ablukanın kaldırılması olduğunu vurguladı. Açıklamada, 2025 yılının Gazze'de yaşayan Filistinliler için ölüm, açlık ve yıkımla dolu bir yıl olduğu belirtildi. Hükümet, bu yılın, Gazze'deki 2,4 milyon insanın yaşadığı acıların son bulduğu bir yıl olmasını umuyor. Bu çağrı, sadece bir dilek değil, aynı zamanda Gazze halkının yaşadığı trajedinin derin bir yansıması olarak dikkat çekiyor.

Açıklamada, son dönemde yaşanan çatışmaların sonuçları da ayrıntılı bir şekilde ele alındı. İsrail ordusunun 8 Ekim 2023'ten bu yana sürdürdüğü saldırılar sonucunda 71 binden fazla Filistinlinin hayatını kaybettiği, 171 binden fazla insanın yaralandığı ve yaklaşık 9 bin 500 kişinin ise enkaz altında kaybolduğu bildirildi. Bu bağlamda, Gazze'deki alt yapı sistemlerinin büyük oranda tahrip olduğu, hastaneler ve sağlık personelinin hedef alındığı, okullar ve barınma merkezlerinin de saldırılara maruz kaldığı vurgulandı. Bu durum, sadece fiziksel bir yıkım değil, aynı zamanda toplumsal yapının da derinden sarsılmasına yol açtı.

Gazze'deki hükümetin açıklamasında, uluslararası toplumun ve Birleşmiş Milletler'in bu duruma karşı durması ve acil harekete geçmesi gerektiği vurgulandı. Hükümet, Gazze'deki halkın yaşadığı zor koşulların yalnızca askeri saldırılarla değil, aynı zamanda gıda, ilaç ve yakıt girişine yönelik sistematik engellemelerle de derinleştiğini ifade etti. Bu durum, binlerce çocuğun, kadının ve yaşlının hayatını kaybetmesine yol açarken, yüz binlerce kişi açlık ve hastalık tehdidi altına girmiş durumda. Uzmanlar, bu insani krizin boyutlarını daha iyi anlamak için Gazze'nin tarihsel, coğrafi ve siyasi bağlamını göz önünde bulundurmak gerektiğini belirtiyor.

Gazze'deki insani krizin boyutları, sağlık hizmetleri ve eğitim sisteminin çöküşü ile daha da derinleşiyor. Saldırılar nedeniyle hastaneler yetersiz hale gelirken, sağlık çalışanlarının da büyük bir çoğunluğu hedef alınmış durumda. Ayrıca, okulların kapatılması, çocukların eğitim hakkını elinden alıyor. Bu durum, gelecekteki nesillerin gelişimini tehlikeye atmakla kalmayıp, bölgedeki toplumsal yapının da çökmesine neden olabilir. Çocuklar, yaşadıkları travmalar nedeniyle psikolojik sorunlar ile karşı karşıya kalırken, eğitimden mahrum kalmaları onların geleceğini karartıyor.

Hükümet, uluslararası topluma, Gazze'deki insani krizin sona erdirilmesi için hukuki ve ahlaki sorumluluklarını yerine getirmeleri çağrısında bulundu. Ayrıca, saldırıların hemen ve kalıcı bir şekilde durdurulması, tüm sınır kapılarının insani yardıma açılması ve yerinden edilen Filistinlilerin güvenli bir şekilde evlerine dönmeleri için gerekli adımların atılması gerektiği ifade edildi. Bu çağrı, Gazze halkının yalnız olmadığını, uluslararası dayanışmanın önemini de ortaya koyuyor. Ancak, uluslararası toplumun bu çağrıya ne ölçüde yanıt vereceği belirsizliğini koruyor.

Uzmanlar, Gazze'deki durumu değerlendirirken, uzun süredir devam eden çatışmaların ve insan hakları ihlallerinin, bölgedeki toplumsal ve psikolojik etkilerinin büyük olduğunu belirtiyor. Bu durum, hem Filistin halkının hem de uluslararası toplumun bu krizin çözümü için daha aktif bir rol almasını gerektiriyor. Gazze'deki insani kriz, yalnızca bölgedeki halkı değil, aynı zamanda dünyanın dört bir yanındaki insanları da derinden etkileyen bir sorun haline geldi. İnsan hakları örgütleri, Gazze’deki durumun uluslararası hukuka aykırı olduğunu ve bu nedenle acil bir müdahale gerektirdiğini savunuyor.

Tarih boyunca benzer insani krizlerin yaşandığı bölgelerle karşılaştırıldığında, Gazze'deki durumun kendine özgü zorlukları bulunuyor. Örneğin, Suriye’deki iç savaş sırasında yaşanan insani kriz, uluslararası toplumun tepkisini çekmişken, Gazze'deki durumun hâlâ yeterince gündeme gelmemesi dikkat çekiyor. Bu durum, medya ve kamuoyunun ilgisinin sınırlı olmasının yanı sıra, bölgedeki karmaşık siyasi dinamiklerin de bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, bu tür krizlerin çözümü için uluslararası iş birliğinin artırılması gerektiğini savunuyor.

Sonuç olarak, Gazze'deki hükümetin 2026 yılına dair beklentileri, yalnızca bir umut ifadesi değil, aynı zamanda acil müdahale gerektiren bir çağrı niteliği taşıyor. Gelecek yıllar, Gazze'deki halk için daha insani ve yaşanabilir bir ortam yaratmak adına atılacak adımların belirleyici olacağı bir dönem olacaktır. Acıların sona ermesi ve barışın tesis edilmesi için uluslararası toplumun harekete geçmesi, bölgedeki yaşamı kurtarmak adına hayati önem taşıyor. Gazze, 2026'nın acıların sona erdiği bir yıl olmasını umut ediyor ve bu umudun gerçeğe dönüşmesi için gereken adımların atılması bekleniyor. Gazze halkının sesine kulak verilmesi, sadece bir sorumluluk değil, aynı zamanda insanlığın ortak vicdanıdır.

Bu analiz, aşağıdaki kaynaklardan derlenen bilgiler ışığında hazırlanmıştır:

  • TRT Haber
  • Anadolu Ajansı