Birleşmiş Milletler (BM), 2 Ocak 2026 tarihinde, İsrail Meclisi’nde görüşülen ve Filistinli tutuklular için idam cezası öngören yasa tasarısının geri çekilmesi yönünde çağrıda bulundu. BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, yasa tasarısının uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirterek, bu düzenlemenin ayrımcı bir niteliğe sahip olduğunu vurguladı. Olay, uluslararası arenada geniş yankı bulurken, tasarının onaylanması halinde Filistinli tutuklular için ciddi sonuçlar doğurabileceği endişesi dile getirildi.

Yasa tasarısı, İsrail Meclisi tarafından Kasım 2025'te ilk okuması onaylanan bir dizi düzenleme içermekte. Tasarı, idam cezasının uygulanma eşiğini düşürmeyi hedefliyor ve özellikle Filistinli tutukluların hedef alındığına dair ciddi endişeler bulunuyor. Türk, yaptığı açıklamada, bu tür düzenlemelerin adil yargılanma haklarını ihlal edeceğini ve uluslararası insan hakları hukuku ile insancıl hukukun diğer ihlallerini gündeme getirdiğini ifade etti. Eğer yasa kabul edilirse, mahkemelerin Filistinli sanıklar için zorunlu ölüm cezası vermek zorunda kalacağı belirtiliyor.

Tasarıda belirtilen düzenlemeler, idam cezasının infazının 90 gün içerisinde "zehirli iğne yöntemiyle" yapılması planını da içermektedir. Bu durum, insan hakları savunucuları tarafından eleştirilirken, Filistinlilere yönelik ayrımcı uygulamalar olarak değerlendiriliyor. Uluslararası toplum, bu tasarının uygulamaya konulmasının bölgede gerilimi artıracağı ve insan hakları ihlallerini derinleştireceği konusunda endişe taşıyor. Birleşmiş Milletler, bu tasarının yalnızca Filistinli tutuklular için değil, aynı zamanda genel olarak insan hakları açısından da son derece zararlı olacağına dikkat çekiyor.

BM'nin yapmış olduğu bu çağrı, sadece mevcut yasa tasarısının geri çekilmesi için değil, aynı zamanda Filistinlilerin haklarının korunması adına önemli bir adım olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, idam cezasının getirilmesinin, İsrail'in uluslararası yükümlülükleriyle çeliştiğini ve bu durumun, uluslararası hukuk tarafından kabul edilen temel hakları ihlal edeceğini belirtmektedir. İdam cezasının, insanlığın en temel haklarından biri olan yaşam hakkını tehdit ettiği vurgulanıyor.

Bu yasa tasarısının getirilmesi, yalnızca Filistinliler açısından değil, tüm bölge için tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Geçmişte benzer yasaların kabul edildiği diğer ülkelerde, idam cezasının uygulanmasının toplumsal etkileri derin tartışmalara yol açtı. Örneğin, bazı ülkelerde idam cezası, suç oranlarını azaltmak yerine, daha fazla sosyal huzursuzluğa yol açtı. Bu bağlamda, uluslararası toplumu oluşturan pek çok ülke, idam cezasına karşı durarak, yaşam hakkının kutsallığını savunuyor. İdam cezasının getirilmesi, toplumda infial yaratırken, insanları adalet sistemine olan güvenlerini kaybetmeye itebilir.

İsrail'deki tasarının getirilmesi, özellikle Batı Şeria'daki askeri yargı sisteminin yeniden tartışılmasına neden oluyor. Uzmanlar, bu tür yasaların, adil yargılamalar yerine, siyasi bir araç olarak kullanılabileceği konusunda uyarılarda bulunuyor. Bu durum, Filistinli tutuklular arasında adil muamele görmemek korkusunu artırırken, uluslararası kamuoyunun dikkatini de çekiyor. Söz konusu yasa tasarısının, mevcut siyasi iklimde nasıl bir etki yaratacağı ve Filistinlilerin hakları üzerindeki olası etkileri ciddi bir tartışma konusu olmaya devam ediyor.

Ayrıca, bu yasa tasarısının kabul edilmesi halinde, Filistinli tutukluların durumunun daha da kötüleşeceği öngörülmektedir. Birçok insan hakları örgütü, bu tür düzenlemelerin, Filistinlilerin yargı önünde eşit muamele görme haklarını ihlal edeceği konusunda hemfikir. Böyle bir yaklaşım, uluslararası standartlarla çelişirken, Filistin-İsrail çatışmasının daha da derinleşmesine yol açabilir.

Sonuç olarak, BM'nin çağrısı, sadece bir yasa tasarısının geri çekilmesi için değil, aynı zamanda insan haklarının korunması adına bir dönüm noktası niteliğinde. Gelecek süreçte, bu ve benzeri düzenlemelerin uluslararası düzeyde nasıl bir yankı bulacağı ve insan hakları ihlallerinin önlenmesi için neler yapılacağı merakla bekleniyor. Bu gelişmeler, hem bölgedeki siyasi dinamikleri etkileyecek hem de uluslararası insan hakları normlarının ne denli önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne serecektir. BM’nin bu konudaki tutumu, uluslararası toplumun dikkatini çekerken, aynı zamanda insanlık adına bir umut ışığı olma potansiyeli taşımaktadır.

Bölgedeki gerilimlerin artmasına neden olabilecek bu yasaların, uluslararası ilişkilerdeki dengeyi nasıl etkileyeceği ve insan hakları ihlallerinin önlenmesi için hangi önlemlerin alınacağı, önümüzdeki dönemde büyük önem arz etmektedir.

Bu analiz, aşağıdaki kaynaklardan derlenen bilgiler ışığında hazırlanmıştır:

  • TRT Haber
  • Anadolu Ajansı