Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, 5 Ocak 2026 tarihinde Portekiz’in Lizbon kentinde düzenlenen Büyükelçiler Konferansı'nda önemli açıklamalarda bulundu. Bu yılki konferans, Türkiye ile Portekiz arasındaki diplomatik ilişkilerin 100. yılını kutlamanın yanı sıra, Avrupa'nın güvenlik meseleleri üzerine derinlemesine değerlendirmelere sahne oldu. Fidan, konuşmasında günümüzde yaşanan krizlerin yalnızca geçici sorunlar olmadığını, aynı zamanda tarihsel bir dönüşümün parçası olduğunu vurguladı. Bu dönüşüm, küresel güç dengelerinin yeniden şekillenmesi ve uluslararası ilişkilerde yeni dinamiklerin ortaya çıkması anlamına geliyor.
Bakan Fidan, Avrupa'nın karşı karşıya olduğu tehditlerin geleneksel savaş alanlarının ötesine geçtiğine dikkat çekti. Yeni teknolojilerin, özellikle yapay zekanın, çatışmaların doğasını değiştirdiğini belirtti. Bu noktada, Fidan, "Geleceğin savaşları, teknolojik üstünlük sağlamak için yapay zeka ve siber yeteneklerin etkin bir şekilde kullanılmasına bağlı olacaktır" dedi. Bu ifadeleri, modern güvenlik anlayışının, sadece askeri güç değil, aynı zamanda teknolojik ve siber yetenekleri de kapsadığını ortaya koyuyor. Türkiye’nin bu yeni dönemde, siber güvenlik alanında daha fazla yatırım yapması ve uluslararası iş birliğini artırması gerektiği açıkça görülüyor.
Fidan, "Kendi evimizin güvenliğini sağlamak, varoluşsal bir gerekliliktir" diyerek, Avrupa’nın güvenliği için iş birliğinin önemini vurguladı. Burada dikkat çeken bir nokta, Türkiye’nin coğrafi konumu ve jeopolitik önemi. Türkiye, hem Avrupa hem de Asya arasında bir köprü işlevi görmesi nedeniyle, güvenlik politikalarının şekillenmesinde kritik bir aktör. Bu bağlamda, Türkiye'nin Avrupa'nın güvenlik mimarisinde daha aktif bir rol üstlenmesi gerektiği düşüncesi, Fidan’ın konuşmasında sıklıkla dile getirilen bir tema oldu.
Bakan Fidan'ın konuşmasında dikkat çeken bir diğer nokta ise, Gazze'deki durumdu. Gazze’nin bölgedeki istikrarsızlığın bir sembolü haline geldiğini belirten Fidan, Türkiye'nin yeniden imar süreçlerinde aktif rol üstlenmeye hazır olduğunu ifade etti. Ayrıca, barış planının nihai hedefinin egemen bir Filistin Devleti'nin kurulması olduğunu belirtti. Bu noktada, uluslararası hukukun ihlallerinin sadece Gazze ile sınırlı kalmadığını, bölgedeki diğer ülkeleri de etkilediğini vurgulamak önemli. Fidan, bu bağlamda uluslararası toplumun, özellikle Avrupa Birliği’nin, Filistin meselesine daha duyarlı ve aktif bir yaklaşım sergilemesi gerektiğini belirtti.
Fidan, Suriye konusuna da değinerek, istikrarlı bir Suriye’nin hem bölgesel barış hem de ekonomik toparlanma açısından hayati olduğunu vurguladı. Türkiye’nin Suriye’deki mülteci krizine karşı gösterdiği misafirperverlik ve insani yardımlar, uluslararası alanda takdir toplasa da, bu durumun uzun vadede sürdürülebilir olmadığı aşikâr. Bu bağlamda, Türkiye’nin demografik ve ekonomik dinamikleri ile güvenlik kapasitesinin Avrupa için kritik bir aktör olduğunu dile getirdi. Fidan, "Suriye’deki istikrar, sadece Türkiye için değil, tüm Avrupa için hayati bir meseledir" ifadesiyle, bu sorunun çözümünün uluslararası iş birliği gerektirdiğini vurguladı.
Türkiye’nin Avrupa’nın güvenlik ve savunma mekanizmalarında daha fazla yer alması gerektiğini ifade eden Fidan, bunun önündeki engellerin de aşılması gerektiğini belirtti. Uzmanlar, Fidan’ın ifadelerinin Türkiye’nin uluslararası alandaki rolünün önemine dikkat çektiğini ve Avrupa’nın güvenlik politikalarında Türkiye’nin daha fazla yer almasının gerekliliğini ortaya koyduğunu düşünüyor. Türkiye'nin NATO içindeki rolü, Avrupa'nın güvenlik yapılarını güçlendirmek için hayati bir unsur olarak değerlendiriliyor.
Dünya genelinde benzer durumlar, özellikle Rusya-Ukrayna savaşı gibi krizlerin ardından, ülkelerin kendi güvenliklerine daha fazla odaklanmalarını zorunlu kıldı. Bu bağlamda, Fidan'ın "hepimiz aynı gemideyiz" ifadesi, Avrupa’nın birlik içinde hareket etmesi gerektiğini vurgulayan bir çağrı niteliğindeydi. Avrupa ülkeleri, bu birlikteliği sağlamak için daha fazla iş birliği ve dayanışma içinde olmalı. Aksi takdirde, bölgesel ve uluslararası tehditlerle başa çıkmakta zorlanacakları aşikâr.
Sonuç olarak, Hakan Fidan’ın Lizbon’daki konuşması, Türkiye’nin Avrupa ile olan ilişkilerinde yeni bir dönemin habercisi olabilir. Türkiye’nin uluslararası güvenlik meselelerindeki rolü, sadece bölgesel değil, küresel etkiler de yaratabilir. Fidan’ın çağrıları, Avrupa'nın güvenlik stratejilerinin yeniden şekillenmesine katkı sağlayabilir ve Türkiye’nin bu süreçteki rolünü güçlendirebilir. Gelecekte, Türkiye'nin Avrupa ile olan ilişkilerinin daha da derinleşmesi ve stratejik iş birliğinin artması bekleniyor. Bu süreç, hem Türkiye’nin uluslararası alandaki etkisini artıracak hem de Avrupa'nın güvenlik politikalarının güçlenmesine katkıda bulunacaktır. Avrupa, Türkiye’nin stratejik konumunu ve deneyimlerini göz önünde bulundurarak, karşılıklı fayda sağlayan bir iş birliği modeli geliştirmelidir.
Bu analiz, aşağıdaki kaynaklardan derlenen bilgiler ışığında hazırlanmıştır:
- TRT Haber
Bu haber, güvenilir kaynaklardan derlenerek editöryal süreçten geçirilmiş ve özgün içerik olarak yeniden yazılmıştır.
Yorumlar
Toplulukla düşüncelerini paylaş
İlk yorumu sen yaz.