Nevşehir'de, inşaatını gerçekleştirdikleri daireleri birden fazla kişiye satan iki sanık, 7 Ocak 2026 tarihinde ağır ceza mahkemesinde yargılandı. A.K.İ. ve M.F.Y. isimli sanıklar, 49 mağdurun bulunduğu dosya kapsamında, nitelikli dolandırıcılık suçundan toplam 305 yıl 7 ay hapis cezasına çarptırıldı. Duruşmaya, tutuklu sanıklar, tutuksuz sanık Y.İ., müştekiler ve avukatlar katıldı. Bu dava, yalnızca mağdurların değil, aynı zamanda Türkiye'deki inşaat sektörünün karşılaştığı kritik sorunların da bir yansıması niteliğinde.
Mahkeme, sanıkların savunmalarını dinledikten sonra, 49 kişiye karşı işledikleri dolandırıcılık suçunun detaylarına odaklandı. Müştekilerin ifadesine göre, sanıklar, satışını yaptıkları konutları hak sahiplerine teslim etmemiş, dolayısıyla mağduriyetler yaşanmasına neden olmuşlardı. Mağdurlar, sadece maddi kayıplar yaşamakla kalmayıp, aynı zamanda yaşam alanı hayalleri de suya düşmüştü. Bu durum, yalnızca ekonomik değil, duygusal açıdan da büyük bir travma yaratmıştı. Müştekiler, şikayetlerinin hâlâ giderilmediğini ve kendilerinin yaşadığı mağduriyetin yok sayıldığını belirterek, mahkemeden hukukun gereğini yapmasını talep ettiler. Sanıklar ise suçlamaları reddederek, beraatlerini talep etti. Bu aşamada, sanıkların kendilerini savunma biçimleri, mahkeme heyeti tarafından dikkatle değerlendirildi.
Yargılama süreci, sanıkların Fethiye'de gerçekleştirdikleri dolandırıcılık faaliyetlerine ilişkin bilgileri de gün yüzüne çıkardı. A.K.İ. ve M.F.Y., konut inşaatına başladıkları yerlerde, satışlarını yaptıkları daireleri birden fazla kişiye satarak 49 kişiyi yaklaşık 90 milyon lira dolandırmışlardı. Bu durum, müştekilerin talepleri doğrultusunda Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan bir soruşturmanın ardından tespit edildi. Soruşturma sürecinde, sanıkların dolandırıcılık faaliyetlerinde kullandıkları yöntemler ve stratejiler detaylı bir şekilde incelendi. İki sanığın, sahte belgelerle ve yanıltıcı bilgilerle dolandırıcılık yaptıkları, ayrıca kurbanlarını çeşitli vaatlerle ikna ettikleri belirlendi.
Mahkeme heyeti, sanıkların fikir birliği içinde hareket ettiğine kanaat getirerek, cezalarını belirlerken toplumsal vicdanı da göz önünde bulundurdu. Müşteki avukatı Abdulkadir Ünal, mahkemenin verdiği cezanın, sanıkların işledikleri suçun ciddiyetini yansıttığını ve mağduriyetlerin giderilmesi için konunun takipçisi olmaya devam edeceklerini vurguladı. Bu durum, hukuk sisteminin sadece suçluları cezalandırmakla kalmayıp, aynı zamanda mağdurların haklarını koruma sorumluluğunu da üstlendiğini bir kez daha ortaya koydu.
Davanın başlangıcı, 28 Haziran 2024'e dayanıyor. O tarihte gözaltına alınan sanıklardan A.K.İ. ve M.F.Y., tutuklandı; Y.İ. ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Gözaltına alınan sanıkların, adli süreç içerisinde Fethiye'den deniz yoluyla yurt dışına kaçma girişiminde bulundukları da belirlendi. Bu durum, sanıkların ne kadar çaresiz bir duruma düştüklerini ve olası bir kaçış planının arkasındaki motivasyonları da gözler önüne seriyor. Ancak kaçış girişimi, sonunda sanıkların daha da ağır bir ceza almalarına neden oldu.
Bu dava, Türkiye'de inşaat sektöründe yaşanan dolandırıcılık vakalarının ciddiyetini gözler önüne seriyor. Uzmanlar, bu tür suçların artış gösterdiğini ve hukuk sisteminin bu konuda daha etkin önlemler alması gerektiğini belirtiyor. Özellikle konut alımında dikkatli olunması gerektiğine dikkat çekiliyor. İnşaat sektöründeki dolandırıcılık vakaları, yalnızca bireysel mağduriyetler yaratmakla kalmayıp, aynı zamanda sektördeki güveni de zedeliyor. Alıcıların, konut projelerine olan güveninin azalması, inşaat sektöründe büyük bir krize yol açabilir. Bu nedenle, yetkililerin konuyla ilgili daha fazla denetim ve düzenleme yapması gerektiği ifade ediliyor.
Sonuç olarak, mahkemenin verdiği ceza, yalnızca sanıklar için değil, aynı zamanda sektördeki diğer oyuncular için de bir uyarı niteliği taşıyor. Türkiye'de konut almak isteyenlerin, dolandırıcılığa karşı dikkatli olmaları gerektiği vurgulanıyor. Bu tür olayların önlenmesi, hem toplumsal güvenin tesis edilmesi hem de ekonomik istikrarın sağlanması açısından büyük önem taşıyor. Sektördeki diğer inşaat firmalarının, bu tür dolandırıcılık vakalarına karşı daha şeffaf ve güvenilir bir iş modeli geliştirmesi gerektiği de yine uzmanlar tarafından dile getiriliyor.
Toplumun her kesiminden gelen tepkiler, dolandırıcılık vakalarının sona ermesi için ortak bir bilinç oluşturma çabasını da beraberinde getiriyor. İnşaat sektöründeki bu tür olumsuzlukların önüne geçmek için, sadece yasal düzenlemelerin değil, aynı zamanda toplumsal farkındalığın artırılması gerektiği de aşikâr. Dolayısıyla, bu dava, sadece bir mahkeme süreci değil, aynı zamanda gelecekte benzer olayların yaşanmaması adına önemli bir adım olarak değerlendirilmeli.
Bu analiz, aşağıdaki kaynaklardan derlenen bilgiler ışığında hazırlanmıştır:
- TRT Haber
Bu haber, güvenilir kaynaklardan derlenerek editöryal süreçten geçirilmiş ve özgün içerik olarak yeniden yazılmıştır.
Yorumlar
Toplulukla düşüncelerini paylaş
İlk yorumu sen yaz.