ABD, 8 Ocak 2026 tarihinde yaptığı açıklamayla, 1992 yılında katıldığı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nden çekilen ilk ülke olma unvanını kazandı. Bu karar, dünya genelinde iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir kırılma noktası olarak değerlendiriliyor. Beyaz Saray'ın yayımladığı memorandum, bu tarihi kararın arka planını ve nedenlerini detaylı bir şekilde ortaya koyarken, uluslararası alanda yankı uyandırdı.

Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD'nin çıkarlarıyla çelişen kuruluşlardan diplomatik sermaye harcamayacaklarını ifade ederek bu adımı savundu. Rubio, yaptığı açıklamada, "Bu sözleşme, ABD'nin ekonomik büyümesi ve enerji bağımsızlığı için engelleyici bir unsur haline gelmiştir. Bizim için en önemlisi, Amerikan halkının çıkarlarını korumaktır." dedi. Bu bakış açısı, Trump yönetimi döneminde belirtilen "Önce Amerika" politikalarının bir uzantısı olarak görülüyor.

ABD'nin bu kararı, yıllık iklim kirliliği envanteri sunma zorunluluğunu ortadan kaldırarak, uluslararası iklim zirvelerine katılımını da engelleyecek. Sözleşme, fosil yakıt kullanımını doğrudan kısıtlamasa da atmosferdeki kirliliği tehlikeli seviyelere ulaşmadan önlemeyi hedefliyor. Ancak, ABD'nin bu yapıdan ayrılması, iklim sorununa karşı global iş birliğine zarar verebilir. Uzmanlar, bu durumun, ABD'nin iklim değişikliğiyle mücadeledeki rolünü zayıflatmakla kalmayıp, diğer ülkelerin de benzer yolları tercih etmelerine zemin hazırlayabileceğini belirtiyor.

ABD'nin iklim politikaları, tarih boyunca farklı yönetimlerin etkisiyle şekillendi. Özellikle 2015 Paris Anlaşması'nın ardından ülkeler, iklim değişikliğiyle mücadelede daha kararlı adımlar atmaya başlamıştı. Ancak Trump döneminde yaşanan tek taraflı çekilmeler, iklim eylemini önceliklendiren müttefiklerle ilişkileri zayıflatarak, küresel iş birliği çabalarını sekteye uğrattı. Biden yönetimi ile birlikte tekrar iklim eylemine dönüş sinyalleri verilse de, bu son karar, belirsizlikleri artırdı.

Bu kararı analiz eden uzmanlar, ABD'nin uluslararası alanda pek çok olumsuz etkiye yol açabileceğini vurguluyor. Küresel ısınma ile mücadelede liderlik rolünü üstlenmesi gereken bir ülkenin bu tür adımlar atması, diğer ülkelerin iklim hedeflerine ulaşmasını zorlaştırabilir. Ayrıca, bu durumun iklim politikaları açısından büyük bir geri adım olduğu ifade ediliyor. Küresel ölçekte, ABD'nin çekilmesi, diğer ülkelerin iklim hedeflerini gerçekleştirme çabalarını olumsuz etkileyebilir ve bu durum, küresel iş birliğinin zayıflamasına yol açabilir.

Bu kararın toplumsal etkileri de tartışma konusu. İklim değişikliğine karşı eylem çağrısı yapan çevre örgütleri, ABD'nin çekilmesini eleştirerek, bu durumun gelecekte dünya genelinde iklim politikalarını olumsuz etkileyeceğini vurguluyor. Örneğin, Greenpeace gibi önde gelen çevre örgütleri, ABD'nin bu kararının, iklim değişikliği ile mücadelede uluslararası iş birliğini baltaladığını ve bu durumun dünya genelinde daha fazla insanın iklim krizinin etkileriyle yüzleşmesine neden olabileceğini belirtiyor.

ABD'nin bu kararının müttefikleriyle olan ilişkilerini daha da germesi bekleniyor. Avrupa Birliği, iklim hedeflerini tutturmak için kararlılıkla ilerlemeye devam ederken, bu geri adımın, ABD'nin geleneksel müttefikleri olan Avrupa ülkeleri ile ilişkilerinde gerginliğe yol açabileceği öngörülüyor. Birçok Avrupa ülkesi, ABD'nin bu kararını kınayarak, iklim değişikliğiyle mücadelede daha fazla iş birliği yapılması gerektiğini vurguladı. Özellikle, Almanya ve Fransa, bu kararın kabul edilemez olduğunu ve küresel ölçekte iklim mücadelesinin daha da zorlaşacağını belirttiler.

Dünya genelinde iklim değişikliği mücadelesi veren ülkelerin pek çoğu, ABD'nin bu kararından endişe duyuyor. Küresel iklim eylemi, ülkelerin iş birliğine dayanırken, ABD'nin bu tür adımları, diğer ülkelerin iklim hedeflerine ulaşmasını zorlaştırabilir. Bu durum, özellikle gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliği ile mücadele etmelerini daha da zorlaştırabilir; zira bu ülkeler, gelişmiş ülkelerin liderliğine ve yardımına ihtiyaç duymaktadır.

Uluslararası toplumda bu kararın yankıları sürerken, ABD'nin iklim politikalarındaki bu değişikliğin etkileri daha net bir şekilde ortaya çıkmaya başlayacak. İklim değişikliği ile mücadelede global iş birliğinin ne denli önemli olduğu, bu tür kararlarla bir kez daha gözler önüne seriliyor. İlerleyen süreçte, ABD'nin bu adımının, iklim politikaları üzerindeki etkileri daha belirgin hale gelecektir. Ancak şimdiden görünen o ki, ABD'nin bu hamlesi, küresel iklim eylemi açısından büyük bir kayıp olarak değerlendiriliyor. Bu durum, hem ABD'nin uluslararası alandaki itibarını sorgulatırken, hem de dünya genelinde iklim değişikliği ile mücadele eden aktörlerin moralini zayıflatıyor.

Sonuç olarak, ABD'nin küresel iklim sözleşmesinden çekilmesi, uluslararası iklim müzakereleri açısından bir dönüm noktası oldu. Bu karar, hem iklim değişikliğiyle mücadeledeki global iş birliğine zarar verme potansiyeli taşıyor, hem de gelecekteki iklim politikalarının şekillenmesinde önemli bir etken olarak karşımıza çıkıyor.

Bu analiz, aşağıdaki kaynaklardan derlenen bilgiler ışığında hazırlanmıştır:

  • TRT Haber