Türkiye'nin tarım, gıda ve içecek sektörünün ihracatı, 2025 yılının ilk on bir ayında 24,79 milyar dolara düştü. 2024 yılının aynı dönemine göre %1,02'lik bir azalma gösteren bu rakam, sektörün mevcut ekonomik koşullar altında yaşadığı zorlukları gözler önüne seriyor. Ekonomik veriler, birçok sektörde olduğu gibi tarım ve gıda sektöründe de dalgalanmaların yaşandığını ortaya koymakta. Bu durum, hem üreticiler hem de tüketiciler için önemli sonuçlar doğurabilir. İstatistikler, ihracatın yanı sıra ithalatın da %22,83 oranında artarak 20,52 milyar dolara ulaştığını gösteriyor. Bu durum, sektörün dış ticaret dengesinde önemli bir etki yaratarak, Türkiye'nin dışa bağımlılığını artırmaktadır.

Tarım, gıda ve içecek sektörünün ihracatındaki düşüş, 2025 yılının Kasım ayında da devam etti. Bu dönemde yapılan ihracat, bir önceki yılın aynı ayına göre %0,95 azalarak 2,59 milyar dolara geriledi. Verilere göre, en fazla ihracat yapılan ürün grubunun 3,24 milyar dolarla şekerli mamuller olduğu belirtiliyor. Bu grubu 3,23 milyar dolarla yaş meyve ve sebze ile 2,05 milyar dolarla sert kabuklu meyveler takip etti. Ancak bu rakamların ardında yatan sebepler, Türkiye'nin tarım sektöründeki yapısal sorunları da gözler önüne seriyor.

Son yıllarda Türkiye'nin tarım ve gıda sektöründe önemli bir büyüme yaşanmıştı. Fakat 2025 itibarıyla ortaya çıkan bu azalma, birçok uzmanın dikkatini çekiyor. Türkiye Gıda ve İçecek Sanayii Dernekleri Federasyonu, bu durumu sektördeki rekabet gücünün azalması ve uluslararası piyasalardaki belirsizliklerle ilişkilendiriyor. Özellikle, iç fındık gibi bazı ürünlerdeki ihracat artışları, genel tabloyu dengeleyememekte. Uzmanlar, bu durumun sadece döviz gelirleri açısından değil, aynı zamanda tarımsal üretim yapısının sürdürülebilirliği açısından da ciddi sonuçlar doğurabileceğine vurgu yapıyor.

Tarım sektöründeki zorlukların temel nedenlerinden biri, üretim maliyetlerindeki artış olarak öne çıkıyor. Artan girdi maliyetleri, üreticilerin kâr marjlarını daraltırken, bu durum nihai ürün fiyatlarına da yansımakta. Bunun yanı sıra, döviz kurlarındaki dalgalanmalar, Türkiye'nin gıda ve içecek ihracatını olumsuz yönde etkileyen faktörler arasında yer alıyor. Tarımda kullanılan gübre, tohum ve enerji gibi temel girdi maliyetlerinin yükselmesi, üreticilerin rekabet gücünü zayıflatmakta.

Sektörün dış ticaret dengesindeki bu değişim, ekonomik büyüme üzerinde de etkili olabilir. İhracatın azalması, döviz gelirlerinde bir gerilemeye neden olurken, bu durum ülkenin genel ekonomik performansını da etkileyecektir. Ayrıca, artan ithalat rakamları, yerli üreticilerin rekabet gücünü zayıflatmakta ve dışa bağımlılığı artırmaktadır. Bu bağlamda, Türkiye'nin tarım politikalarının gözden geçirilmesi ve stratejik planlamaların yapılması gerekliliği, daha da belirgin hale gelmektedir.

Uluslararası alanda benzer durumlardan bahsetmek de mümkün. Örneğin, birçok ülkede tarım ve gıda sektörleri, COVID-19 pandemisi sonrası toparlanma sürecinde benzer zorluklarla karşı karşıya kaldı. Ancak Türkiye, coğrafi konumu ve tarımsal çeşitliliği ile bu durumdan daha az etkilenmiş görünüyordu. 2025 yılı itibarıyla yaşanan bu ihracat kaybı, Türkiye'yi uluslararası arenada daha dikkatli stratejiler geliştirmeye zorlayabilir. Bu süreçte, Türkiye'nin tarım sektöründe rekabet avantajını artırmak için yenilikçi yaklaşımlara ve teknolojik yatırımlara yönelmesi gerektiği vurgulanıyor.

Geleceğe yönelik değerlendirmeler, Türkiye'nin tarım, gıda ve içecek sektörünün uluslararası rekabet gücünü artırması gerektiğini gösteriyor. İnovasyon, sürdürülebilirlik ve yerli üretim teşvikleri gibi stratejiler, sektördeki bu olumsuz gidişatı tersine çevirebilir. Örneğin, organik tarım uygulamalarının yaygınlaştırılması, hem yerli üreticilerin rekabet gücünü artırabilir hem de uluslararası pazarda daha yüksek fiyatlarla satış imkanı sunabilir. Bunun yanı sıra, tarımda dijitalleşme ve otomasyon süreçlerinin hızlandırılması, maliyetleri düşürerek üretkenliği artırma potansiyeline sahiptir.

Özetle, 2025'in ilk on bir ayında yaşanan ihracat düşüşü, Türkiye'nin tarım sektöründe yeniden yapılanma ve stratejik planlamaya ihtiyaç duyduğunu ortaya koyuyor. Sektör, sadece iç piyasa taleplerini karşılamakla kalmamalı, aynı zamanda uluslararası rekabet ortamında da güçlü bir aktör olmayı hedeflemelidir. Bu hedeflere ulaşmak için, devletin ve özel sektörün iş birliği yaparak, sektörel sorunları çözmeye yönelik adımlar atması kaçınılmaz görünüyor. Tarım ve gıda sektöründeki bu dönüşüm, Türkiye'nin ekonomik büyümesine de olumlu katkılar sağlayacaktır.

Bu analiz, aşağıdaki kaynaklardan derlenen bilgiler ışığında hazırlanmıştır:

  • Anadolu Ajansı