2025 yılı, Batı Şeria'da İsrail'in uyguladığı askeri baskı ve insan hakları ihlalleriyle damgasını vurdu. Yıl boyunca devam eden gözaltı operasyonları, toprak gaspları ve zorla yerinden etme politikaları, bölgedeki Filistinlilerin yaşam standartlarını ciddi şekilde etkiledi. Bu olaylar, hem uluslararası kamuoyunu hem de yerel insan hakları örgütlerini alarma geçirdi. Yılın başından itibaren artan şiddet olayları, Batı Şeria'da yaşayan Filistinlilerin günlük yaşamını adeta felç etti. Filistinli ailelerin yaşadığı belirsizlik ve korku, toplumun psikolojik yapısını da derinden etkiledi.

Filistin Merkezi İstatistik Bürosu'ndan alınan verilere göre, 2025 yılı boyunca işgal altındaki Batı Şeria’da 1,105 Filistinli hayatını kaybetti ve yaklaşık 11,000 kişi yaralandı. Bu kayıpların büyük kısmı, 8 Ekim 2023 tarihinde Gazze'ye başlatılan saldırıların ardından meydana geldi. Bu dönemde yaşanan şiddet olayları, yalnızca askeri çatışmalarla sınırlı kalmadı; aynı zamanda sivilleri hedef alan saldırılar ve köylerin kuşatılması gibi durumlar da yaşandı. Yıl içinde yaklaşık 7,000 gözaltı vakası kaydedildi, bunların 600’ü çocuk, 200’ü ise kadınlardan oluşuyordu. Bu gözaltıların çoğu, Filistinli gençlerin ve aktivistlerin barışçıl protestolarına katılmasıyla ilişkilendirildi. Öte yandan, toplam gözaltı sayısı 21,000'e ulaştı ve bu rakamlar, uluslararası hukuk açısından da ciddi bir tehdit oluşturuyor.

İsrail'in Batı Şeria'daki askeri baskıları, sadece can kayıplarına yol açmakla kalmadı, aynı zamanda bölgenin sosyal dokusunu da derinden sarstı. Yıl boyunca gerçekleştirilen askeri operasyonlar, Cenin Mülteci Kampı gibi bölgelere yönelik sıklıkla düzenlendi ve burada yüzlerce ev yıkıldı. Cenin Mülteci Kampı, Filistin direnişinin sembolik bölgelerinden biri olarak kabul ediliyor ve burada yaşanan yıkım, halkın moral ve motivasyonunu ciddi şekilde etkiledi. Ayrıca, 50,000'den fazla Filistinli zorla yerinden edildi. Bu durum, hem insan hakları ihlalleri hem de insani kriz açısından kaygı verici bir tablo ortaya koyuyor. Zorla yerinden edilen aileler, geçim kaynaklarını kaybetmiş durumda ve birçok çocuk, eğitim hakkından mahrum kalıyor.

İsrail’in 2025 yılı boyunca Batı Şeria’da gerçekleştirdiği toprak gaspları ve yasa dışı yerleşim projeleri de dikkat çekiyor. "Şimdi Barış" hareketinin verilerine göre, yıl içinde 28,000'den fazla yasa dışı konut inşasına onay verildi. Bu durum, Filistin topraklarının yoğun bir şekilde gasbedilmesine yol açarak, bölgedeki demografik yapının değiştirilmesi riskini beraberinde getiriyor. Batı Şeria'daki Filistin topraklarını gasbeden İsrail yerleşimcilerinin sayısının yaklaşık 750,000 olduğu ifade ediliyor. Bu yerleşimler, sadece toprak kaybı değil, aynı zamanda su kaynaklarının, tarım arazilerinin ve doğal yaşam alanlarının da kaybına neden oluyor. Yerleşimlerin çoğu, Filistin köylerine ve şehirlerine yakın yerlerde inşa edilmesi nedeniyle, bu bölgedeki Filistinlilerin günlük yaşamını daha da zorlaştırıyor.

Uluslararası bağlamda, Batı Şeria'daki bu insan hakları ihlalleri yalnızca yerel bir sorun değil, aynı zamanda küresel bir mesele haline geldi. Uzmanlar, bu tür ihlallerin uluslararası toplum tarafından daha fazla dikkat çekilmesini gerektirdiğini belirtiyor. Filistinli insan hakları kuruluşları, uluslararası hukukun ihlali konusunda güçlü bir ses çıkarırken, bu ihlallerin sadece Filistinlileri değil, aynı zamanda bölgedeki diğer halkları da etkilediğini vurguluyor. Ayrıca, bölgedeki ekonomik durgunluğun da bu baskıların bir sonucu olduğunu ifade ediyorlar. 2025 yılı itibarıyla Batı Şeria'nın gayri safi yurt içi hasılasının yüzde 13 oranında gerilediği ve işsizlik oranının yüzde 28'e ulaştığı kaydedildi. Bu ekonomik gerileme, genç neslin geleceği açısından ciddi bir tehdit oluştururken, bölgedeki sosyal huzursuzluğun artmasına da yol açıyor.

Uluslararası arenada benzer örnekler gözlemleniyor. Örneğin, aynı dönemde başka bölgelerde de benzer askeri baskılar ve insan hakları ihlalleri yaşandı. Ancak Batı Şeria'daki durum, hem tarihsel bağlamı hem de uluslararası hukukun ihlali açısından daha dikkat çekici bir hale geliyor. Toplumsal yapının bozulması, sadece bugünü değil, geleceği de tehdit eden bir durum olarak ortaya çıkıyor. Ayrıca, bu sürecin nasıl ilerleyeceği konusunda belirsizlikler sürüyor; zira Filistin halkının direnişi, uluslararası toplumun tepkisi ve İsrail hükümetinin politikaları arasındaki denge, bölgenin geleceğini belirleyecek en önemli faktörler arasında yer alıyor.

Sonuç olarak, 2025 yılı Batı Şeria için derin bir insani ve sosyal krizle geçti. Filistinlilerin yaşam standartlarının daha da kötüleşmesi, uluslararası toplumun dikkatini çekmekte zorlandığı bir sorunu işaret ediyor. Gelecek için umutlar azalırken, bölgedeki barış ve istikrarın sağlanması için acil adımlar atılması gerektiği aşikâr. Bu sorunların çözülmesi, sadece Filistinlilerin değil, tüm bölgenin geleceği açısından hayati bir önem taşıyor. Yeni bir çatışma dalgasının önlenmesi, uluslararası topluluğun sorumluluğu altında. Zira, barışın sağlanması için atılacak her adım, sadece Filistin'de değil, Orta Doğu genelinde huzurun tesis edilmesine katkı sunacaktır.

Bu analiz, aşağıdaki kaynaklardan derlenen bilgiler ışığında hazırlanmıştır:

  • TRT Haber